AYNI HAMAMDA YIKANIP, AYNI TASTAN SU DÖKÜNENLER

Bir derde uğrasan, o derdi, dert çıkaranın tavsiyeleri ile giderebilir misin? Derdi oluşturan nedenlerin cari olduğu koşullarda yaşamaya devam edip, oluşturan etkilerden kurtulmadan, bu dertten kurtulabilir misin? 

Bunlar da soru mu deme, düşün. 

Derttir gelir. Anlamanın, anlamlandırmanın, çözmenin bir usulü, bir adabı, bir edebi vardır. 

Mesela; 

Enbiya Suresi 83 ”Eyyûb'u da an. O, Rabbine: 'Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin!' diye dua etmişti."

Sad Suresi 42 “Biz de ona, 'Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su' dedik.” 

Bu bir adap, bir edep, bir usuldür. 

Buna mukabil; 

Hani "deli suyu" hikâyesini bilirsiniz, tekrar anlatmaya gerek yok. İşte bu hikâyedeki, delirten suyun yağmurları yağdığı zaman, bu suyu depolara ve sarnıçlara toplayıp, sonra da hamamlarda bu suyla yıkananların durumunu bir gözden geçirelim. 

Öncelikle, kuraklık var, susuzluk kapıda propagandası ile milleti korkutan bir güruh; bunun çözümü suni yağmur yağdırmaktır diye bir teklif getiriyor. Teklife muhatap olanlar, genellikle doğal düzenle irtibatlarını zayıflatıp, yer yer de koparttıkları için; kuraklık var mı, yok mu? Varsa, çözüm suni yağmurlar yağdırmak mı? Çokta fikri ve meselesi olmayan kitlelerdir. Bir grup mütefekkir, bu durumun evveliyatında, aslında bu kitlenin, yağdırılmış suni yağmurlardan toplanmış suyla yıkanılan hamamlarla ilgili tecrübelerinin olduğunu; bu nedenle, kuraklık tespiti ve suni yağmur teklifine "fransız" kaldıklarını söylemektedirler. 

Teklife tepkisiz kalmış ve hatta olumlu beklentiye girmiş kitlelerin açtığı fırsat alanında; suni tohumlamacılar, geliştirdikleri terkiplerle, bulutlara tecavüz edip, mahiyeti deli suyu olan piç yağmurları yağdırıyorlar. Sonrası normal bir sistem gibi çalışıyor. 

Kendileri bu suyu her türlü ihtiyaçlarında, tereddütsüz kullanıyorlar. Hamamlarında da bu suyla yıkanıyorlar. Artık deliliğin, konsolide olup, normalleştiği bir demde; bu hale ters, bu suya mekruh gözüyle bakanların çoğunluğunun da yolları açılıyor, işleri kolaylaşıyor. "Kimler bu hamamlarda yıkanmamış ki; bu hamamlarda yıkanıp da kimler, neler elde etmemiş ki" diye düşündürmek etkili oluyor. Hala temiz suyla yıkanmak tercihinde olan bir miktar hadsize de; "iki çıplak bir hamama yakışır" deyip dışlayarak, hallerini cari normale aykırı görüp; bu aykırılığı da umuma aykırılık nedeniyle mahkûm edince; artık psikolojik engeller de ortadan kalkıyor. 

"Farklılıklar, zenginliğimizdir" mottosu; hamamda yabancılık çekmemenin, çekinmemenin motivasyonunu sağlamak için ifade edilmiş; aynı hamamda yıkanıp, aynı tastan su dökündükten sonra; "her ne olursan ol yine gel" tabelası da; çekinmeden yine gel, hamam senindir davetininin gereği olarak asılmıştır. Lisanı halle de sorun yok, yıkandığımız, "aynı hamam, aynı tas" denilmesi de bir taraftan rahatlamayı, diğer taraftan zımni aidiyeti vurgulamak içindir. Bu vurgu, iki hususa istinadendir. Birincisi, hamamda kullanılan ve tastan dökülen suyun, değişmeksizin aynı sarnıçlardan gelmesine ilişkindir. Diğeri ise hamam ve tas ortaklığı ile ilgilidir. 

Delirten, deli suyu olunca; deli suyu ile yıkanılan hamamlarda, aynı tastan su dökünenlerin; delirme derdine ve delirtenlere karşı söyleyecekleri şeyler ancak göbek taşında fasıl yapmak hükmündedir. Farklılıklar ancak fasılların makamları açısından olabilir. 

Dertten kurtaracak; yıkanıp, içilecek suyun yerden çıkması için ayakları yere vuracak gücü, cesareti, dirayeti, nasibi elde etmek için; uygun adap ve edep içerisinde; farkındalığa sahip bir samimiyetle; "bize bir dert dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin" diyebilmek icap etmektedir.

 

0 Yorumlar