HEP BİR NEDENİ OLMALI İNSANIN

Hep bir nedeni olmalı insanın. Bulunduğu andan itibaren. Hep bir üst nedene bağlı. Kök nedene kadar uzanan ve iffeti korunmuş bir zincir üzerinde.

Aksi hâlde neden yaşadığını sormaya cesaret edemez insan ve bu soruyu sormaktan korkan biri, zaten yaşamıyordur.

İnsan çoğu zaman hareket ettiğini sanır.

Oysa çoğu hareket dediği bir zorunluluğun refleksidir. Bir ezberin bilinçsiz kıpırdanışı. Zira, açlık yürütür, korku konuşturur, alışkanlık sürükler. Bunlar asıl yaşam değildir, dipteki mecburiyetlerdir.

Asıl soru şudur: İnsan, hiçbir şey onu zorlamıyorken de yürüyebilir mi?

Çoğu yürüyemez çünkü nedeni yoktur.

Ya da daha kötüsü: neden sandığı şey, başkasının cümlesidir.

İnsan bir fikre inanmadığında bile, onunla hareket edebilir ama o zaman bu hareket, insanın kendisine ait değildir. Bu hâlde insan, kendi iradesinin faili değil, başkasının sonucudur. Ve bu durum, fark edilmediği sürece dayanılmaz değildir. Fark edildiği anda ise insanı çıldırtır.

İşte bu yüzden insanlar düşünmekten kaçarlar.

Çünkü düşünmek, nedeni olmayan hayatı açığa çıkarır.

Ancak ruhu olan düşünceler yürüyebilir. Ruhu olmayan fikirler… Onlar sürüklenir. Ayaklarından tutulmuş, yerde sürüklenen ölülere benzerler.

Hareket vardır ama hayat yoktur.

Ses vardır ama irade yoktur.

Bir fikrin ruhu nedir?

Bilinçtir, inançtır, adanmaktır, anlamdır.

Ve hepsinden daha önemlisi nedendir.

Çünkü neden sahibi olmak, mazeretleri öldürür.

Ve insan mazeretsiz kaldığında, kendisiyle baş başa kalır.

İnsan sabrediyorsa, bir nedeni vardır.

Mücadele ediyorsa, daha büyük bir nedeni.

Ama yalnızca konuşuyorsa… Orada genellikle bir korku gizlidir.

Nedeni olmayan insan ya başkalarının nedenleriyle yaşar ya da hiçbir şeye tam olarak dokunmadan ömrünü geçirir. İkisi de sureta konforludur, fakat ikisi de ölümden beterdir. Çünkü insanı asıl yıkan şey alelade acılar değildir, anlamsızlıktır.

Evet…

Hep bir nedeni olmalı insanın.

Ama bu neden rehavete sürükleyici olmamalıdır.

İnsanı keyfe ve konfora değil, sorumluluğa çağırmalıdır.

Çünkü insan ancak taşıdığı mesuliyet yükü kadar gerçektir. Ve bütün sorumluluklar Allah'a duyulan sorumluluğun bir fonksiyonudur. Yani takvanın. Ve takva insanların yol bulup, yolda kalabilmelerinin zorunlu koşuludur. https://www.youtube.com/watch?v=qpvqZgtbBPA

0 Yorumlar