- Manşet

HÜZÜN FORMUNDA BİR DUA

Bin gözlü bin kurnadan üstüne pislik püskürtülürken, imkansızlıklara ve zorluklara bakıpta, hiç olmazsa iki avucuna temiz su doldurup, bu kirlerin giderilmesi için çaba göstermemek olmaz diyenler için bunda sorun yoktu. 

Onların sıkıntıları, iki avuçlarındaki suları kuyudaki Yusuflara mı dökecekler, sahrada şaşkın gezenlere mi bilememeleri idi.

Elbette, kuyudaki Yusuflardan her kimin gözüne bu sudan birkaç damla değipte, o gözün açılması umudu, o Yusufun da kuyudan çıkmak gayretinin artması ve iki avucuna su alması anlamına gelebilirdi. İki avuçlar çoğaldıkça, bin kurna kirlerinin azalıp, etkilerinin ortadan kalkma ihtimalleri de artacaktı. Zira iki avuç temiz suyun arıtma gücü, bin kurnanın kirletmesinden bin kat daha etkiliydi.

Ancak kuyuda sorun vardı.

Yusuflardan bazıları kuyuda o kadar çok kalmışlardı ki, kuyunun dışında başka bir hayat ve dünya olduğu ihtimalini bile unutmuşlardı. Onların ufkunu kuyunun tabanı, duvarları, taşları ve çok yüksek bir perspektiften görüp, varla-yok arası anlam verdikleri kuyunun ağzındaki ışık oluşturuyordu. Bunlar, kuyunun dışındaki hayattan sezgisel olarak bir şeyler hissetmekle birlikte birçok şeyi kuyunun sınırladığı tasavvur ve perspektif üzerinden okuyorlardı.

Yusufların bazıları ise yukarıdan atılan ikişer avuç suların onlara değen her damlasını, kendi aleyhlerine bir şey olarak değerlendiriyorlar ve tepki gösteriyorlardı. Bunun nedeni, kuyunun onlarda oluşturduğu tahribat ve travmalar idi.

Bir kısım Yusuf da, eğer fark edipte, kuyudan çıkarlarsa, sonraki sürecin zindanda arınıp, pişmek olduğunu biliyorlar ve bundan kaçmaya çalışıyorlardı. Oysaki, Mısırda yer tutmanın lazım şartı, Rabb mektebinde okuyup, pişmektir. Burası da yedilik zindanıdır.

Bilinir ki kuyunun bir büyüsü yoktur. Ancak kuyudan çıkmak talebi ve iradesi olanlar Yusuf misüldür. Bu da kuyuya gönderenin iradesine teslim olmak ve ihsanına sığınmakla olur. Yoksa kuyu, kalanları çürütür. Kuyu bir imkanın ve imtihanın mahallidir.

Kuyunun başında, avuçlarıyla su taşıyanlar, Yusuf olmanın, kuyuda bulunmanın ne olduğunu aynel yakin bildikleri için, doğru tercihin de ne olduğunu biliyorlardı. Fakat temiz sudan iki damla değince sanki saldırıya uğramış gibi tepki gösterenlerle; canın-sırrın emanet edilerek, yolda birlikte nasıl yürüneceğini kestiremedikleri için büyük tereddüt yaşıyorlardı.

Aslında, iki ellerinde su taşıyanların çoğunluğu Yunus sendromu içerisinde idiler.

Yusuflarla ilgili buna benzer tereddütler yaşarken; bir taraftan da sahradaki şaşkınların kirlerine ve her an yapılan kir takviyesinin kesifliğine, diğer taraftan da ellerindeki iki avuç suya bakıyorlar ve umutsuzluğa kapılıyorlardı. Yunus sendromunun acı tarafı, vazgeçince başa geleceklerin bilinmesidir. Yani kalmak mı zor, gitmek mi zor ikilemi.

Hidayet verenin, kalplere hükmedenin Allah; onların iki avuç sularının da sadece kendi sorumluluklarını yerine getirmek için olduğunu fark edenler bu sendromdan kurtuluyorlardı.

Sahrada şaşkın olarak dolaşanlar ise, tahayyüle mahal kalmaksızın apaçık görülen, tepenin arkasındaki düşmanları hayal ürünü ve yapageldiklerini de komplo teorisi; Arim selini, bereket yağmuru; karşıdan gelen bulutu da rahmet müjdecisi olarak görüyorlardı.

İki elimizi sana açtık.

Ya Rabbi, Sen âlemlerin Rabbisin. Rahman ve Rahim olansın. Bizi doğru yoluna, nimet verdiklerinin yoluna HİDAYET ET. Gazaba uğrayanların yolundan muhafaza buyur.

Not:

Nasip olursa bundan sonra yazılar;

http://www.ikindivakti.net/

Sitesinde,

Konuşmalar da;

https://www.youtube.com/channel/UCGg1LiYVfYmAXPwdub4zs9A

Youtube kanalında yayınlanacaktır.

0 Yorumlar