İNSANIN BAŞINA GELEBİLECEK EN BÜYÜK FELAKET

İnsanın başına gelebilecek en büyük felaket nedir?
Sevdiğini kaybetmek mi?
Servetini, sağlığını, itibarını yitirmek mi?
Yoksa ölümle yüzleşmek mi?
Hayır...

Bunların hepsi, insanın üzerinde yaşadığı zeminde meydana gelen sarsıntılardır.

Peki ya zeminin kendisi çökerse?

Bir sabah uyandığınızı ve bugüne kadar "bildiğinizi" sandığınız şeylerin büyük kısmını hiç anlamamış olduğunuzu fark ettiğinizi düşünün. Daha kötüsü, inandığınızı söylediğiniz hakikatlere, gerçekte bambaşka anlamlar yükleyerek inandığınızı... İnandığınızın hakikat değil, hakikat zannettiğiniz yorumlar olduğunu...

İşte o anda yalnızca düşünceleriniz değişmez, dünya değişir. Çünkü insan, dünyayı olduğu gibi değil; anlamlandırabildiği kadar görür.

Bir tek anlam yerinden oynadığında, peşinden binlercesi çözülmeye başlar. Sonra kavramlar birbirini bırakır. İnançlar tutunduğu dalları kaybeder. Hatıralar bile başka bir dile çevrilmiş gibi yabancılaşır. İnsan, yıllardır içinde yaşadığı zihinsel evin duvarlarının tek tek yıkılışını seyreder.

Bu, hayret değildir. Şaşkınlık da değildir. Bu, insanın kendi gerçekliğinin çöküşüdür.
Sanki dünyanın tam ortasında görünmez bir yarık açılmıştır. Dağlar hâlâ yerindedir, denizler taşmamıştır, şehirler ayaktadır. İnsanlar işe gitmekte, çocuklar oynamakta, hayat her zamanki akışıyla sürmektedir.

Fakat o yarığı yalnızca bir kişi görmektedir. Ve bütün anlamlar, bütün kesinlikler, bütün "bildiğini sandıkları", sessizce o yarığın içine dökülmektedir.

İnsan önce gözlerine inanamaz, sonra aklına. En sonunda kendisine. Kaçmak ister, odasına kapanır, yorganı başına çeker.

Çocukluğundan kalma ilkel bir umutla, karanlığın kendisini hakikatten saklayabileceğini sanır. Oysa bu karanlık dışarıda değildir, içeridedir. Gözlerini kapatınca kaybolmayan, tam tersine daha da büyüyen bir karanlık...

Sanki beyninin tam ortasında görünmeyen bir delik açılmıştır. Düşünceleri, anlamları, hatıraları, inançları, benliği... 

Hepsi oradan çekilip gitmektedir. Damarlarından kan değil, kesinlik akmaktadır. Ruhu, içine ateş düşmüş bir ciğer gibi büzülmekte; varlığı, kendi ağırlığını taşıyamaz hâle gelmektedir.

İnsan bazen ölmekten korkmaz. Kendisinin kim olduğunu artık bilememekten korkar.

Elinizdeki hikâye, bir insanın başından geçen sıradan bir değişimi anlatmıyor. Bu, hakikatin ilk defa görünmeye başladığı anda, insanın kendi zihninde kopan kıyametin hikâyesidir.

Çünkü bazı uyanışlar, gözleri açmaz.

Önce, insanın bugüne kadar gördüğü her şeyi elinden alır.

0 Yorumlar