Mahallede, önünde atkestanesi ağacı; kahverengi, cam pervazları ve kapısı olan müstakil evde tek başına yaşıyordu. Hiç kimse ile doğrudan yakın bir ilişki içerisinde değildi. Kimseden birşey istediğine şahit olan yoktu. Öncesini bilenler, eskilerde böyle olmadığını; çok hareketli, geniş çevreye ve sosyal ilişkilere sahip birisi olduğunu söylüyorlardı. Herşey o müziği dinleyip, ritmine uymaya başladıktan sonra değişmeye başlamış. Artık tümüyle müzikle yaşamaya, güfteler yazıp, besteler yapmaya yönelmiş...
Neyse, konumuz bunlar değil. Asıl, o besteleri dinlerken, haftanın belli günlerinde, belli saatlerde pencereleri açmasıyla sorunlar yüz gösterdi. Müzik sesi, açık pencerelerden yayılıp bizlere ulaşmaya başlayınca, önceleri ilginç geldi ve hoşumuza gitti. Hatta pencerelerin açıldığı gün ve saatleri beklediğimizi de hayretle hissettik.
Fakat bir müddet sonra bir şeyler olduğunu fark ettik. Müzik, duygularımıza dokunup, çağrışımlar oluşturuyordu. Çağrışımların yoğunlaşması ile birlikte, düşünceleri ve hatta yüzleşmeleri tetiklemeye başladı. Önceleri ne olduğunu pek anlamasak ta, sonraları bu düşünce ve yüzleşmelerin; kendi hallerimize, ilişkilerimize değmeye başladığını gördük.
Bu durum, aslında bizim düşünmek ve yüzleşmek istemediğimiz, korktuğumuz, örttüğümüz şeyleri, irademiz dışında etkilemesinden rahatsız olmamızdan doğmuştu. Müziğin, ne bestelerine, ne de güftelerine söyleyecek bir şey bulamadık. Fakat bir şekilde buna engel olmamız gerektiğini düşünüyorduk. Adam, kimseye bir şey teklif etmeden, zorlamadan ve hatta kimseye yönelmeden; kendisi bu müziği dinlerken, doğal olarak açtığı pencereden yayılanlar geliyordu bize.
Zaten asgari olan ilişkiyi tümden kestik. Yolda görsek başımızı çevirdik. Dilimize doladık, esastan bir şey söyleyemesek te, tezvirat babından elimizden geleni yaptık. Allah affetsin, daha cüretkar ve ahlaksız olanların söylediklerinin yayılmasına desteklerimizi sağladık. O, bunlarla ilgilenmeden, kendi halinde, düzenini bozmadan yaşamaya devam etti. Sonradan kendi doğal hayatını yaşadığını, başka bir hesabı olmadığını anladık. Yani bizimle alakalı bir şey yapmıyordu.
Gerçekte bu işin anlamı nedir? Olaylar neden buraya kadar geldi? Biz neden böyle davranıyoruz? Hiç düşünmedik. Belki bunu yapsak; hem bu kadar sıkıntı yaşamayacaktık, hem de belki, bu çağrışımların tetiklemesiyle oluşan düşünce ve yüzleşmelerden fayda görecektik.
Neyse mesele bir gün kökünden çözüldü. Bir grup başıbozuk eve saldırdılar ve müziğin sesini tümüyle kestiler. Bir müddet rahatladığımızı düşündük. Fakat sonra ilginç bir şey fark ettik. Garip bir şekilde, haftanın o günlerinde ve saatlerinde, bizi rahatsız eden, kavga ettiğimiz, öfke duyduğumuz pencerelerin açılmasını ve müziğin bizim pencereden girmesini bekler halde bulduk kendimizi.
İki hususun daha farkına vardık. Korkup, örttüklerimizi açan şey, aslında bizim ihtiyacımız olan şeymiş. Bir de müziği tümüyle susturanlar, bizden çok daha fazla rahatsız olanlarmış ve rahatsızlık nedenleri de, bizi rahatsız eden şuuraltı etkilerine ilişkinmiş.
Meğerse tümüyle kapatılan tek pencere, verdiği rahatsızlık sona erdirilen tek müzik te bu değilmiş. Mesele adamda değil, müzikteymiş. Zira öncelerde, başka zamanlarda, başka yerlerde; benzer müziklerin; bazısı daha ilk notaları yazılırken, bazısı da ilk konserde ertelenmek zorunda bırakılmışlar. Bunları öğrendikten sonra oluşan pişmanlıklarımdan birisi de, farkında olmadan da olsa, o ertelemelere vesile olanlar gibi bir rol oynamış olmam ihtimalidir.
0 Yorumlar
SON DAKİKA
1
NASIL BİR MEYDAN OKUMA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ? CEVABIMIZ NE OLMALIDIR?